Alman hükümetinin sosyal yardım alan insanlara yaklaşımı da buna benziyor. Yani hükümet, yoksulluğu ya da yardıma muhtaç olmayı toplumsal ve ekonomik koşulların sonucu olarak değil, bireyin kendi hatası gibi görüyor. Başka bir deyişle:Devlet, sosyal yardım alanlara “kendi suçun, kötü şansın” muamelesi yapıyor.
Kira üst sınırını aştın ve bu nedenle ödeneğin kesildi mi? Eh, zaten canlı ve hareketli piyasada çoktan daha ucuz bir ev bulabilirdin! Yıllarca inşaatta kalifiye işçi olarak çalıştın ve bir iş kazası sonrası sosyal yardıma mı düştün? Yazık, destek almadan önce birikimlerini tüketmelisin. Demek ki yeterince önlem almamışsın. Yaklaşık iki milyon çocuktan biri olarak Bürgergeld’e muhtaçsın ve her üç yaptırımdan birinden mi etkileniyorsun? Eh, yanlış doğmuşsun.
Bundestag’da kabul edilen Bürgergeld’in yerine getirilecek olan temel güvence ödeneğinde, mal varlığı için tanınan geçiş süresi kaldırılıyor; konut giderleri en baştan sınırlandırılıyor ve kiraları da kapsayan tam yaptırımlar getiriliyor. Ayrıca meslek eğitimi yerine yeniden işe yerleştirme öncelikli hale geliyor. Bundestag bu Perşembe günü (05.03.2026) bu yönde oy kullandı. Zaten kırılgan olan sosyal yardım alanların durumu böylece daha da ağırlaşacak.
Bu durumun şimdiye kadar nasıl olduğu ise yoksulluk içinde yaşayana insanlar tarafından fazlasıyla dile getirildi:
“Annem bana gıda yardımı yaptığı için Bürgergeld’im kesildi.”
“Çok kilo verdim. Jobcenter yeni kıyafet için 130 Euro’yu onaylamıyor.”
neuedeutschland gazetesinde yer alan yoruma göre, “ME/CFS hastası birine Jobcenter taşınmayı imkânsız hale getiriyor.”
“Sanktionsfrei” (Yaptırımsız) adlı kuruluş sadece birkaç örneği böyle sıralıyor. Bundesta’da Başbakan Friedrich Merz’den yoksulluk yaşayanları da dinlemesi istenirken, onun Meclis el kitabını karıştırmakla daha fazla ilgilendiği görülüyor.
İşin iki kat sinir bozucu yanı şu: Birlik partileri (CDU/CSU), seçim kampanyasında ve öncesinde, ekonomik hedeflerine dahi hizmet etmeyen bir kampanyada ısrar etti. Yaptırımlar insanları kalıcı biçimde daha fazla işe kazandırmıyor; yani nitelikli iş gücü sorununu çözmüyor. Zaten aşırı yük altındaki Jobcenter çalışanları daha fazla yaptırımla rahatlamıyor. Reform sayesinde milyarlarca Euro tasarruf edileceği söylemi ise çoktan ortadan kalktı. Bundestag‘ın burada gerçekten “teşvik ettiği ve talep ettiği” şey; artan yoksulluk, evsizlik ve düşük ücret sektörü – üstelik mevcut durumun suçunu zaten en az şeye sahip olanların üzerine yıkmak için. Bunu SPD de güzelleştirerek savunamaz.
Birlik partileri aynı yönde inatla koşmaya devam edecek; bir sonraki adımda kanıtlanmamış sosyal yardım dolandırıcılığı iddiaları üzerinden öfke üretecek ve şüpheli etik temellere dayanan kavramlarla Avrupa’daki serbest dolaşımı kısıtlamaya yönelecek. Mevcut reform da yasa metninde belirtildiği gibi “işlerin adil yürüdüğüne dair ortak bir anlayış” temelinde şekillendirildiği iddiasını taşıyor. Oysa sosyal devlet ve adalet kavramı bir kumar değildir; mevcut koşullardan etkilenir ve her zaman müzakere konusudur. Şimdi bu müzakerenin daha sert biçimde yürütülmesi gerekiyor.