Şubat 2025'teki genel seçimlerden bu yana geçen bir buçuk yılda Almanya’nın siyasi haritası radikal bir biçimde değişti. Siyah-kırmızı (CDU/CSU - SPD) koalisyon hükümetinin ekonomi, emeklilik ve göç politikalarındaki başarısızlıkları, halkı ana akım siyasetten tamamen uzaklaştırdı.
Otomotiv sektöründeki durgunluk, artan enerji fiyatları ve hayati önemdeki sosyal reformların halkın %80’i tarafından "adaletsiz" bulunması büyük bir toplumsal kırılma yarattı.
Bu çoklu kriz ortamında, Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV) tüm "aşırı sağcı" uyarılarına rağmen, AfD anketlerde %27-28 bandına ulaşarak ülke genelinde birinci parti konumuna yükseldi. Seçmenler, devlet kurumlarının "aşırı sağ" etiketlemelerini sistemin AfD'yi engelleme çabası (mağduriyet söylemi) olarak görüyor ve krizlerin çözümünde yalnızca bu partiye güveniyor. Özellikle Doğu Almanya’da gücünü pekiştiren parti, pazar günü sandığa gidecek olan Saksonya-Anhalt gibi eyaletlerde %40'ın üzerinde oy oranlarıyla ezici bir zaferin eşiğinde bulunuyor.
"Sosyal Soğukluk" ve Merz'in tarihi çöküşü
Bu pazarın bir diğer belirleyicisi ise Başbakan Friedrich Merz’in kişisel popülaritesindeki tarihi çöküş olacak. ARD-DeutschlandTrend verilerine göre Alman seçmenlerin %83'ü Merz'in yönetiminden memnun değil; bu oran anket tarihinin en kötü başbakanlık performansı olarak kayıtlara geçti. İşçi sınıfına yönelik sert söylemleri ve kemer sıkma politikaları nedeniyle halk nezdinde "sosyal açıdan soğuk ve elitist" bir lider imajı çizen Merz, Merkel ve Scholz dönemlerinin dahi gerisinde kaldı.
Pazar günü Almanya’yı nasıl bir gelecek bekliyor?
Almanya pazar günü yalnızca yeni yerel yönetimleri seçmeyecek; aynı zamanda geleneksel siyasetin meşruiyetini oylayacak. Eğer tahminler doğru çıkar ve AfD doğu eyaletlerinde rekor oylarla birinci parti olursa, Berlin'deki Federal Hükümet üzerinde sarsıcı bir baskı oluşacak.
Geleneksel partilerin AfD ile koalisyon kurmamak için inşa ettiği "güvenlik duvarı" (Brandmauer) ülke genelinde halen korunsa da, yerel ve bölgesel düzeyde bu direncin kırılması kaçınılmaz görünüyor. Almanya Pazar gününün ardından; aşırı sağın normalleştiği, Başbakan Merz'in liderliğinin tamamen sorgulandığı ve yönetim krizlerinin derinleştiği çok daha kutuplaşmış ve öngörülemez bir geleceğe gözlerini açacak.