Eski SPD Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel, partisinin son yıllardaki oy kaybının nedenleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Gabriel, özellikle Bürgergeld uygulamasının çalışan kesimde adaletsizlik duygusu yarattığını savundu.
Gabriel’e göre SPD, sosyal devlet anlayışını “kapsamlı bir sosyal yardım devletine” dönüştürdüğü için geleneksel tabanının bir bölümünü kaybetti. Bürgergeld alanlarla düşük gelirli ve uzun yıllar çalışan insanlar arasındaki farkın yeterince belirgin olmamasının tepki yarattığını ileri sürdü.
Gabriel ayrıca SPD’nin seçimlerde aldığı kötü sonuçların siyasi sorumluluğunun bugüne kadar yeterince üstlenilmediğini söyledi. AfD’nin yükselişi konusunda ise 2015’teki mülteci politikasının bazı sorunlar yarattığını, SPD’nin AfD’ye karşı yalnızca “demokratik sınır” politikasıyla yetinmeyip siyasi ve içerik açısından da mücadele etmesi gerektiğini savundu.
Ancak Gabriel’in bu değerlendirmeleri SPD içinden ve sol çevreler tarafından eleştirildi. Eleştirilerin temel noktası, SPD’nin kendi geçmiş politikalarının yeterince sorgulanmaması.
Özellikle Gerhard Schröder dönemindeki Hartz reformları, işsizlik sigortasının süresinin kısaltılması, geçici ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması ve işsizlere yönelik kuralların sertleştirilmesi hatırlatılıyor. Bu politikaların Almanya’da ücret baskısını artırdığı ve SPD’nin geleneksel işçi tabanıyla arasındaki bağın zayıflamasına katkıda bulunduğu savunuluyor. Ve kim, en yüksek vergi oranının yüzde 53’ten 42’ye düşürülmesinden ve şirketler ya da yüksek gelir grupları için yapılan diğer vergi indirimlerinden sonra boş kasalardan şikâyet edip bunu sosyal devletin daha fazla budanması için gerekçe olarak kullandı? diye soruluyor.
Eleştirilerin önemli bir bölümü de SPD içindeki Seeheimer Kreis adlı sağ kanat eğilime yöneliyor. Neues Deutschlan’ta yer alan yoruma göre Schröder döneminde etkili olan bu siyasi çizgi, SPD’nin neoliberal politikalara yönelmesinde önemli rol oynadı.
Gabriel’in de Schröder hükümetinde bakanlık yaptığı ve Seeheimer Kreis ile aynı siyasi çizgide yer aldığı hatırlatılıyor. Bu nedenle eleştirmenler, SPD’nin bugünkü sorunlarını anlatırken kendi geçmiş siyasi tercihlerinin sorumluluğunu da tartışması gerektiğini belirtiyor.
Gabriel’in siyaset sonrasındaki kariyeri de tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor. Eski SPD lideri, siyasetten ayrıldıktan sonra çeşitli şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev aldı ve lobi faaliyetlerinde bulundu.
Sonuç olarak Gabriel’in SPD’ye yönelik önerileri yeni bir tartışma başlatmış durumda: SPD neden geleneksel işçi ve emekçi tabanını kaybetti? Sorunun yanıtı yalnızca Bürgergeld politikasında mı aranmalı, yoksa Schröder döneminden başlayarak partinin yıllarca izlediği ekonomik ve sosyal politikalarda mı?