Däubler, hem sosyal devletin hem de sendikaların varlığını tehdit eden yeni reformların, Almanya’da uzun süredir görülmeyen ölçekte hak kayıpları yaratacağını belirtti.
“Hükümet sosyal devleti ve sendikaları tehdit ediyor”
Konferansın organizatörleri, Almanya’da hazırlanan yeni sosyal politika paketini bir “epochenbruch- Tarihsel dönüm noktası ” olarak niteliyor. Belgede, “Belgede, federal hükümetin hem sosyal devleti hem de sendikal yapıyı tehdit ettiği açıkça ifade ediliyor.”
Planlanan değişiklikler arasında süresiz sözleşmelerin daha fazla kısıtlanması, Pazar günü çalışma ihtimalinin genişlemesi, ilk hastalık gününde rapor zorunluluğu ve kapsamlı bir çalışma süresi reformu bulunuyor. Däubler’e göre bu düzenlemeler, çalışanları uzun süreli belirsizlik içinde bırakacak ve özellikle genç işçilerin yaşam planlarını olumsuz etkileyecek.
Sendikaların grev gücü zayıf: “Asıl mesele hukuk değil, katılım”
Däubler, Almanya’da genel grevlerin yasal olarak tartışmalı olmasının ötesinde, asıl sorunun sendikal kültür ve katılım eksikliği olduğunu belirtiyor. Bir İspanyol meslektaşının sözlerini aktarıyor: “Bu, tam anlamıyla tipik bir Alman sorusu. Elbette böyle bir eyleme izin veren herhangi bir hukuk kuralı bulunmuyor.”
Däubler’e göre tarihte bunun örnekleri var. 1996’da Mercedes Bremen’de bir haftalık olağanüstü işyeri toplantısı fiilen bir grev işlevi görmüş ve şirket geri adım atarak hastalık halinde ücretin yeniden %100 ödenmesini kabul etmişti.
1969 Eylül Grevleri: Spontan işçi hareketi hükümeti geri adım attırmıştı
Däubler, Almanya’da spontane işçi eylemlerinin etkisine dikkat çekerek 1969 Eylül Grevlerini hatırlatıyor. O dönemde Hoesch, Duisburg, Stuttgart ve Neuss gibi birçok kentte toplam 150.000 işçi kendiliğinden greve gitmiş, hükümet yaklaşan seçimler nedeniyle hızla taviz vermişti.
Leiharbeit tartışması: Mercedes Bremen örneği
Junge Welt’in yaptığı söyleşide, Mercedes Bremen’de imzalanan ve Leiharbeit (kiralık işçi) oranını artıran yeni işyeri anlaşması da ele alınıyor. Däubler'e göre kiralık işçiler, kriz dönemlerinde kadrolu çalışanların işlerini koruyan bir "tampon" görevi görüyor; işten çıkarılacak ilk grup onlar olduğu için asıl yükü de onlar taşıyor.
Sendikal Barış Konferansı’ndan beklenti: Savaş tehlikesine dikkat çekmek
Däubler, konferanstan büyük bir örgütsel dönüşüm beklemese de, savaş tehlikesine karşı farkındalığın artmasını umuyor. Sendikaların “lobi örgütü” hâline geldiğini, bu nedenle radikal adımlar atmadıklarını ve bunun uzun vadede üye kaybına yol açtığını ifade ediyor: "Sendikaların gücü son yıllarda önemli ölçüde azaldı: DGB'nin üye sayısı 1992'de yaklaşık 11 milyonken, bugün 5,5 milyona düşmüş durumda."
Sendikalar arasında farklı tutumlar
Hükümetin istihdam ve büyümeyi artırma hedefiyle açıkladığı yeni programa sendikalar temkinli ve farklı yaklaşımlarla karşılık verdi.
DGB ve IG Metall programı nispeten olumlu karşılarken, Verdi sert eleştiriler yöneltiyor. Däubler’e göre bunun nedeni, Verdi’nin daha fazla grev deneyimine sahip olması ve çalışanların çıkarlarına daha yakın durması.