Latin Amerika ağır bir ekonomik kriz ve artan şiddet ortamı içinde hızla diktatörlüğe kayıyor. Donald Trump’ın 2024’te yeniden ABD Başkanı olmasıyla Washington, bölgeyi yeniden kendi etki alanına çekmek için daha agresif bir politika izlemeye başladı. ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, Çin’in Latin Amerika’daki etkisini tamamen reddetiğini açıkça ilan ediyor.
Bu yaklaşımın en sert sonuçlarını Venezuela ve Küba yaşıyor. ABD ordusu Caracas’a müdahale ederek Nicolás Maduro’yu New York’a götürdü; Venezuela’nın doğal kaynakları Washington’ın kontrolüne geçti. Ülke ayrıca ABD baskısıyla Küba’ya yakıt göndermeyi durdurdu ve Havana ağır bir enerji krizine sürüklendi.
Bölgedeki siyasal tablo da hızla değişiyor. Şili, Kolombiya, Bolivya ve Honduras’ta ilerici hükümetler yerini askeri rejimlere olumlu bakan yönetimlere bıraktı. Ekvador ve Peru’daki seçimlerde de aşırı sağ güçlendi. Bu hareketleri Trump’a yakınlık, Hristiyan fundamentalizmi ve eski askeri rejimlere olumlu yaklaşım birleştiriyor. Arjantin’den Javier Milei ve Ekvador’dan Daniel Noboa bu dalganın öne çıkan isimleri.
Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da ise Ekim ayında kritik bir seçim yapılacak. Lula da Silva ile aşırı sağcı Flávio Bolsonaro’nun oyları başa baş ilerliyor. Uzmanlara göre ekonomik çöküş ve ABD baskısı, bölgedeki aşırı sağ yükselişi daha da hızlandırıyor; demokratik hakların korunması için gerekli olan güçlü toplumsal örgütlenmelerin yetersizliği bu kayışı kolaylaştırıyor.