Kongreye yaklaşık 400 delege katılacak. Eleştiriler, özellikle tam zamanlı sendika yöneticilerinin ağırlıkta olduğu delegasyon yapısının, eleştirel sesleri sınırladığı yönünde yoğunlaşıyor.
Kongre öncesi açıklamalarda bulunan sendika aktivisti Andreas Buderus, Junge Welt ile yaptığı söyleşide, sunulan öneri metinlerinin savaş ve yeniden silahlanma politikalarını yeterince eleştirmediğini savundu. Buderus’a göre, Ukrayna savaşıyla bağlantılı artan askeri harcamalar ile sosyal, sağlık ve altyapı alanlarındaki kesintiler arasındaki ilişki metinlerde yeterince yer almıyor.
Eleştirilerde, “silahlar mı yoksa sosyal harcamalar mı” tartışmasının göz ardı edildiği ve bunun sendikaların temel sorumluluğu açısından ciddi bir eksiklik olduğu ifade edildi. Buderus, savaşın işçiler için hiçbir zaman bir çıkar sağlamadığını, aksine en çok emekçilerin zarar gördüğünü belirtti.
DGB yönetimi ise eleştirilere resmi bir yanıt vermezken, bazı sendikal girişimlerin de daha sert söylemlerin örgüt içinde bölünmeye yol açabileceği görüşünü savunduğu aktarıldı.
Bununla birlikte Buderus, sendikaların bazı sektörlerde savunma sanayii ile istihdam ilişkisi kurmasının, örgütleri dolaylı olarak savaş politikalarının bir parçası haline getirdiğini öne sürdü. Bu nedenle sendikaların barış hareketi içindeki rolünün zayıfladığını savundu.
Son yıllarda düzenlenen barış odaklı sendikal konferansların etkisinin sınırlı kaldığı, mevcut sendika politikalarını değiştirmekte yetersiz olduğu yönünde eleştiriler de dile getirildi.
DGB Kongresi öncesinde yükselen tartışmalar, Almanya’da sendikaların savaş, silahlanma ve sosyal devlet politikaları arasındaki konumuna ilişkin görüş ayrılıklarının devam ettiğini ortaya koyuyor. Eleştiriler, sendikal hareketin barış politikaları konusunda daha net bir tutum alması gerektiği yönünde yoğunlaşıyor.