Kentte faaliyet gösteren “Eigenbedarfskündigungen’e Karşı Birlikte” adlı kiracı grubu, son yıllarda bu tür tahliyelerin belirgin şekilde arttığını söylüyor. Grubun temsilcisi Stephan Hesse, evini kaybetme korkusunun kiracılar üzerinde büyük bir psikolojik baskı yarattığını, hatta bazı kişilerin bu süreçte tıbbi destek almak zorunda kaldığını anlatıyor.
Kiracılar açısından en kritik soru şu: Ev sahibinin gerçekten eve ihtiyacı var mı, yoksa bu gerekçe kiracıyı çıkarmak için mi kullanılıyor?
Bu nedenle grup, kiracıların tahliye bildirimini alır almaz pes etmemesi gerektiğini vurguluyor. Ev sahibinin gerekçesinin araştırılması, hukuki sürecin dikkatle takip edilmesi ve kiracının özel durumunun ortaya konması büyük önem taşıyor. Özellikle yaşlı, hasta veya taşınması ciddi mağduriyet yaratacak kişiler için “ağır mağduriyet” hükümleri devreye girebiliyor ve mahkeme kiracının evde kalmasına karar verebiliyor.
Berlin’deki konut krizinin derinleşmesi, bazı hakimlerin yaklaşımını da etkiliyor. Çünkü tahliye edilen bir kiracının şehir içinde yeni bir ev bulması artık neredeyse imkânsız. Hesse, bazı davalarda ev sahibinin başka bir şehirde yaşarken Berlin’deki daireyi yalnızca ara sıra kullanmak istemesini de eleştiriyor.
Kiracı grubunun mesajı net: Kişisel konut ihtiyacı gerekçesiyle tahliye bildirimi alan kiracılar, daha dava başlamadan mücadeleyi bırakmamalı. Haklarını bilmek ve dayanışma içinde hareket etmek, evi korumanın en güçlü yolu.