Birçok kişi, ailelerinden yıllarca duydukları “Dede (Opa) siyasete hiç karışmazdı” ya da “Nine (Oma) gizlice Yahudilere yardım ederdi” gibi anlatıların gerçeği yansıtmadığını fark etti. Uzmanlara göre, savaş sonrası dönemde NSDAP üyeliği aile içinde çoğunlukla gizlenen bir konuydu ve kamuoyunda “gerçek Nazi sadece Hitler’di” algısı uzun süre varlığını sürdürdü.
Elbette. ve Goebbels “Gelecek İçin Cumalar” hareketine, Göring ise Sağcılara Karşı Büyükanneler hareketine dahildi!. Yıllarca insanlar, aktif Nazilerin savaştan sonra cezalandırıldığını düşündüler.
Tarihsel araştırmalar ise farklı bir tablo ortaya koyuyor. Nürnberg’deki savaş suçları yargılamalarında Nazi yönetiminin üst düzey isimleri idam cezasına çarptırılırken, çok sayıda eski NSDAP üyesi Federal Almanya Cumhuriyeti’nin siyaset, ekonomi ve yargı kurumlarında önemli görevlere getirildi. Örneğin, eski SA subayı Theodor Oberländer savaş sonrası Adenauer kabinesinde bakanlık yaptı. Benzer şekilde, SA üyesi Willi Geiger, Nazi döneminde Yahudi gazetecilere yönelik meslek yasaklarını savunduğu halde Anayasa Mahkemesi yargıçlığına yükseldi. Eski askeri deniz yargıcı Hans Filbinger Baden-Württemberg’de başbakanlık görevine geldi; eski NSDAP kadrolarından Kurt Georg Kiesinger ise Almanya’nın üçüncü şansölyesi oldu.
Savaş sonrası dönemde birçok eski Nazi, üyeliklerini “yanlışlıkla başvurdum”, “sadece mitinge katıldım”, “moda nedeniyle kahverengi giyiyordum” gibi gerekçelerle açıklamaya çalıştı.
Yeni dijital araç, aile geçmişine dair merakı artırsa da uzmanlar bunun “gerçek bir yüzleşme” anlamına gelmediğini vurguluyor. Ayrıca, günümüzde bazı gençlerin aşırı sağ eğilimleri nedeniyle bu bilgileri övünç kaynağı olarak görme tehlikesine dikkat çekiliyor.
Sosyologlar, son on yılda Almanya’da toplumun genelinde belirgin bir sağa kayma yaşandığını, aşırı sağ partilerin güçlendiğini, aşırı sağ gösterilerin ve şiddet olaylarının arttığını belirtiyor. Bu ortamın genç kuşakları da etkilediği ifade ediliyor. Uzmanlara göre, toplumun üçte birinin aşırı sağ görüşlere yakın durduğu bir ortamda, geçmişte tabu olan söylemler bugün giderek normalleşiyor.
Yaşlı kuşakların çoğunlukla merkez partilere oy verdiği belirtilirken, bazı büyük ebeveynlerin “Acaba torunum aşırı sağcı mı?” diye sorgulayabilecekleri bir döneme girildiği yorumları yapılıyor.
Toplumsal tartışmalar sürerken, araştırma aracının hem tarihsel yüzleşme hem de güncel siyasal eğilimler açısından yeni bir tartışma alanı açtığı değerlendiriliyor.