Bu rakam, bir önceki yıla göre %11’lik bir artışa işaret ediyor. 56.000 insan ise tamamen sokakta yaşıyor. Evsizler arasında çeyrek milyondan fazla çocuk ve genç bulunması dikkat çekiyor.
Evsizliğin temel nedenleri arasında tahliyeler, kira ve enerji borçları ile ayrılık ve boşanma yer alıyor.
Artan kira fiyatları, sosyal güvenlikteki kesintiler ve uygun fiyatlı konut sayısının azalması durumu giderek daha kritik hâle getiriyor. BAGW Başkanı Susanne Hahmann, “Yetersiz uygun fiyatlı konutlar, yoksulluk ve sosyal güvenlikteki kesintiler evsizliği artırıyor. Özellikle sosyal konutların azalması büyük bir sorun” uyarısında bulunuyor.
Sınırlı sayıdaki uygun fiyatlı konut için çok sayıda insanın rekabet ettiği belirtiliyor. Yoksulluk içinde yaşayan yaşlılar, eğitim gören gençler, az gelirli mülteciler ve hâlihazırda evsiz olanlar bu rekabet grubunun içinde.
Evsizlik çoğu zaman psikolojik sorunlarla bağlantılı. Psikiyatrist Sezer Lammers, “Evsizlerin çok yüksek oranda psikiyatrik hastalığı var. Toplumla bağ kuramayan, sistem tarafından yeterince desteklenmeyen erkekler sıklıkla evsiz kalıyor” diyor. Lammers, bu döngüyü kırmak amacıyla “Sistem Bozanlar” projesini başlattı. Kritik hastalar taburcu edilmeden önce sağlık personeli, sosyal hizmet birimleri ve yerel yönetim temsilcileri bir araya gelerek hızlı bir bakım planı hazırlıyor. Bu proje, Katolik Hastaneler Sosyal Ödülü ile de onurlandırıldı. Bazı şehirlerde hasta evsizler için iyileşme odaları kurulmuş durumda.
Hükümet, 2030 yılına kadar evsizliği ve barınma yoksulluğunu tamamen ortadan kaldırmak için bir eylem planı yürütüyor. Uzmanlar ise şüpheli. Uzmanlardan, “Politik bir irade var, ancak somut adımlar henüz bir iyileşme göstermiyor. Aksine durumun daha da kötüleşebileceğini görüyoruz” şeklinde eleştiriler geliyor.
Endişe yaratan bir diğer konu ise Bürgergeld yasasında yapılması planlanan değişiklikler. Yardımlarda yapılacak kesintilerin ve daha sert yaptırımların, özellikle kırılgan durumda olan kişileri daha hızlı evsizlik riskine sürükleyebileceği belirtiliyor. Sosyal aktivist Sabine Bösing, “Bu yaptırımlar insanların onurunu tehdit ediyor ve barınma kaybı riskini artırıyor. Bu sosyal açıdan sorumsuz bir politika” diyor.
Psikiyatrist Lammers ise genel durumu şöyle özetliyor: “Hayat şartlarını kötüleştiren her şey, sonuçta ruhsal bir yük oluşturuyor. Eğer politika ve toplum kararlı şekilde müdahale etmezse, daha fazla insan evini kaybedecek.”
