CDU/CSU ve SPD koalisyonu, günlük 8 saatlik iş sınırını kaldırarak haftalık çalışma süresine dayalı yeni bir modele geçmeyi hedefliyor.
Yeni düzenleme, AB standartlarına uygun olarak haftalık 48 saatlik üst sınırı esas alıyor. Bu durum, bazı sektörlerde günlük çalışma süresinin fiilen 13 saate kadar uzayabilmesi anlamına geliyor. Hükümet ise reformu “modern ve esnek çalışma hayatı” gerekçesiyle savunuyor.
Ancak tartışmanın merkezinde yalnızca hükümet planı değil, sendikaların tutumu da bulunuyor. Almanya Sendikalar Birliği (DGB) ve bağlı yapılar, 8 saatlik iş günü sınırının zayıflatılmasına karşı sert açıklamalar yapmasına rağmen, eleştirmenler sendikaların Hartz reformları sürecindeki gibi yine yeterince güçlü ve birleşik bir karşı duruş sergileyemediğini savunuyor.
Sendikalar resmi olarak reformu “hak kaybı” ve “çalışma koşullarının kötüleşmesi” olarak nitelendirirken, kitlesel ve uzun vadeli bir mobilizasyonun henüz netleşmemesi dikkat çekiyor. Bu durum, işçi hareketinin geçmişteki Hartz IV reformları dönemindeki sınırlı etkisini yeniden gündeme getirdi.
DGB Başkanı Yasmin Fahimi reformu “skandal” olarak nitelendirirken, bazı bölgesel sendika temsilcileri ise kitlesel protesto uyarısında bulundu. Ancak genel düzeyde sendikal hareketin dağınık ve temkinli bir çizgide kalması eleştiriliyor.
Sosyal demokrat Çalışma Bakanı Bärbel Bas, reformu dijital çalışma saati takibiyle dengelemeyi planlıyor. Buna göre çalışanların giriş-çıkış saatleri elektronik olarak kaydedilecek, küçük işletmeler için ise bazı muafiyetler uygulanacak.
Reformun Haziran ayında kamuoyuna sunulması beklenirken, tartışma Almanya’da yalnızca çalışma saatleri değil, sendikaların siyasi ve toplumsal gücü üzerine de bir sınav olarak görülüyor.