40 saatlik hafta geri mi geliyor?
Mercedes-Benz’in Haziran ayında başlattığı girişim, metal ve elektronik sektöründe bir domino etkisi yarattı. Şirket, 1995’ten beri geçerli olan 35 saatlik haftalık çalışma süresinin 40 saate çıkarılmasını tasarruf planı olarak gündeme getirdi. Ardından Stihl Holding gibi firmalar da aynı talebi dillendirdi; üstelik ücret artışı olmadan.
İşverenler, 35 saatlik haftanın “artık çağın gerisinde kaldığını” savunurken, sendikalar bu talebi “emeğe saygısızlık” olarak niteliyor. DGB, hem ücretsiz fazla mesai girişimlerine hem de hükümetin günlük çalışma süresini esneterek fiilen 40 saatlik haftayı koruma planına karşı çıkıyor.
Ancak sendikaların bu sert söylemine rağmen, pratikte işverenlerin baskısı artıyor ve çalışma süresi tartışması giderek işçilerin aleyhine şekilleniyor.
Toplu Sözleşme: Zam var ama alım gücü yok
Öte yandan Hamburg’da Verdi’nin imzaladığı toplu sözleşme, sendikal müzakere gücünün ne kadar zayıfladığını gösteren somut bir örnek. Verdi’nin talep ettiği %7 zam ve aylık 250 euro artış, 24 aylık sözleşmede yalnızca:
• Ağustos 2026’da %2,9,
• Mayıs 2027’de %2,1
olarak yer buldu. Çıraklar için öngörülen 40 ve 30 euroluk artışlar ise talep edilen 150 euronun yarısına bile ulaşmıyor.
Dahası, çalışanlar Mayıs–Temmuz aylarında hiçbir artış alamayacak. Bu “boş aylar”, Verdi’nin müzakerelerde “kabul edilemez” dediği bir durumdu; ancak sonuçta sözleşmeye girdi.
Asgari ücretin altına düşen ücret grupları
Anlaşmanın en kritik yönü ise bazı ücret gruplarının 2027’den itibaren yasal asgari ücret olan 14,60 euronun altına düşmesi. Berlin Brandenburg bölgesinde meslek eğitimi almış çalışanların bazı grupları, bu sözleşmeyle asgari ücrete bile ulaşamayacak.
Sendikal tutarsızlık ve dağınık müzakere yapısı
Her iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde, sendikaların söylem ile pratik arasında sıkıştığı görülüyor:
• Çalışma süresinin uzatılmasına karşı çıkıyorlar, ama toplu sözleşmelerde işverenlerin dayattığı düşük zam oranlarını kabul ediyorlar.
• “Emeğe saygı” vurgusu yapıyorlar, ama bazı ücret gruplarının asgari ücretin altına düşmesine engel olmuyorlar.
• Grev çağrıları güçlü, ama müzakere masasında sonuçlar zayıf.
Buna ek olarak Almanya’daki 36 farklı toplu sözleşme bölgesi, farklı süreler ve farklı barış dönemleri sendikal gücü parçalayarak işverenlerin elini güçlendiriyor.
Sonuç: Çalışanlara çifte baskı
Almanya’da çalışanlar hem daha uzun çalışma saatleri hem de daha düşük reel ücretler tehdidiyle karşı karşıya. İşverenler çalışma süresini artırmak için fırsat kollarken, sendikalar düşük zam oranlarını kabul ederek kendi tabanlarında güven kaybı yaşıyor.
Bu tablo, Almanya’da çalışma yaşamının önümüzdeki dönemde daha sert bir mücadele alanına dönüşeceğinin işareti.
Talat, istersen bu metni daha kısa bir köşe yazısı, radyo bülteni, sosyal medya postu veya başlık paketleri hâline de dönüştürebilirim.