AfD’ye karşı on binlerce insan sokakta

|   Almanya

Peki AfD’yi büyüten nedenler değişiyor mu?

Almanya’da on binlerce insan bugün aşırı sağa karşı ve demokrasi için sokağa çıktı. 35’ten fazla kentte düzenlenen gösterilerde AfD’nin yükselişine karşı protestolar yapıldı. Berlin, Hamburg, Münih, Düsseldorf, Leipzig, Dresden, Schwerin ve Magdeburg’da binlerce kişi yürüdü.

Protestoların nedeni açık: AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet seçiminde yaklaşık yüzde 44 oy alarak birinci parti olması, Almanya’da aşırı sağın ulaştığı gücü bir kez daha ortaya koydu.

Aralarında 100’den fazla örgüt, inisiyatif ve sendikanın bulunduğu partiler üstü bir ittifakın çağrısıyla düzenlenen gösterilerde demokrasi, dayanışma ve açık bir toplum savunuldu.

Berlin’de yaklaşık 13 bin, Münih’te 12 bin, Düsseldorf’ta ise 20 bin kişinin katıldığı bildirildi. Hamburg’da da yaklaşık 20 bin kişinin gösteriye katılması bekleniyor.

Ancak bugünkü protestoların ortaya çıkardığı daha zor bir soru var:

AfD neden bu kadar güçlendi?

Almanya’da birçok insan hayat pahalılığından, yüksek kiralardan, düşük ücretlerden, emeklilik güvencesinden, sağlık ve eğitim sistemindeki sorunlardan ve ekonomik geleceğinin belirsizliğinden endişe ediyor.
Ve giderek daha fazla seçmen, mevcut siyasi partilerin bu sorunların müsebbibi olduğuna inanıyor.

İşte AfD tam da bu noktada devreye giriyor.

Parti kendisini, mevcut siyasi düzenin karşısında duran ve “sistemi değiştirecek” seçenek olarak sunuyor. Böylece ekonomik ve sosyal sorunlardan duyulan öfke, AfD’ye yönelen siyasi bir tepkiye dönüşüyor.
Başka bir ifadeyle:

AfD’nin yükselişini yalnızca AfD yaratmıyor. Onu büyüten, insanların mevcut düzene duyduğu güvensizlik.

Bugün bazı kentlerde göstericilerin AfD hakkında yasaklama sürecinin başlatılmasını istemesi de bu nedenle tartışmanın önemli bir parçası haline geldi.

Hamburg’daki göstericiler, Federal Konsey’in Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak AfD hakkında bir yasaklama sürecini incelemesini talep etti.

Burada Almanya açısından önemli bir çelişki ortaya çıkıyor:
AfD’ye oy veren insanları ve onların kaygılarını ortadan kaldırmadan, yalnızca onların tercih ettiği partiyi ortadan kaldırmak mümkün mü?
Elbette aşırı sağın, ırkçılığın, nefret söyleminin ve demokratik değerlere yönelik saldırıların karşısında durmak gerekiyor.
Ama aynı zamanda şu soruyu da sormak gerekiyor:

İnsanları AfD’ye yönelten hayat koşulları değişiyor mu?
Kiralar düşüyor mu?

Ücretler insanların geçimini sağlayacak düzeye geliyor mu?
Emeklilik güvencesi güçleniyor mu?

Sağlık ve eğitim sistemindeki sorunlar çözülüyor mu?
İnsanlar yeniden kendilerini güvende ve geleceğe umutla bakabilir durumda hissediyor mu?

Eğer bunların yerine, sadece “AfD’ye oy vermeyin” deniliyor ve ardından AfD’nin yasaklanması tartışılıyorsa, burada siyasi bir boşluk ortaya çıkıyor.

Çünkü seçmen kendisine şu soruyu sorabilir:
“Benim sorunumu kim çözecek?”

İşte AfD’nin kendisini bir “umut” olarak sunabilmesinin temelinde de bu soru yatıyor.

Bugün Almanya’nın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca AfD’nin ne kadar güçlü olduğu değil.

Asıl sorun, neden bu kadar çok insanın mevcut siyasi sistemden umudunu kesip AfD’ye yöneldiğidir.

AfD’ye karşı mücadele sadece sokakta yapılacak protestolarla kazanılamaz.

Demokrasiyi savunmanın yolu, aynı zamanda insanların hayatını belirleyen ekonomik ve sosyal koşulları değiştirmekten geçiyor.
Çünkü insanların umudunu yeniden kazanamadığınız sürece, umutsuzluktan beslenen siyasi hareketleri yalnızca yasak tartışmasıyla durdurmak kolay olmayacaktır.

 

Geri

 

Card image cap
înfo Magazin
Daha fazlasi için

YouTube
Card image cap
Türk Sanat Müziği
Daha fazlasi için
Card image cap
Mesleğe Adım Adım
Daha fazlasi için
Card image cap
İstekler Programı
Daha fazlasi için
Card image cap
SALI SALI Hakan
Daha fazlasi için