1990’lardan itibaren hem küresel hem de Avrupa ölçeğinde emek hareketlerinin politik etkisinin zayıfladığı görülüyor. Bu süreçte özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin çöküşü, sendikal hareketler açısından yalnızca jeopolitik bir kırılma değil, aynı zamanda ideolojik bir denge kaybı anlamına geldi. Sosyalist blokun ortadan kalkmasıyla birlikte, Batı Avrupa’daki sendikalar da tarihsel olarak dayandıkları güçlü karşıt modelin zayıflamasıyla daha çok kurumsal yapılara dönüşürken, politik mücadele kapasitesinde belirgin bir gerileme yaşadı. Bu durum, emek hareketinin daha fazla uzlaşmacı ve sistem içi bir çizgiye yönelmesiyle sonuçlandı.
Almanya özelinde bakıldığında, 1990’dan bu yana çalışma hayatında yaşanan değişim birçok araştırmada “kademeli hak kaybı” ve “iş güvencesinin zayıflaması” olarak tanımlanıyor. Özellikle toplu sözleşme sisteminin gerilemesi, çalışanların ortak pazarlık gücünü azaltan en önemli gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor. Bir dönem yaygın olan sektörel toplu iş sözleşmeleri, giderek şirket bazlı ve bireysel anlaşmalara bırakılmış durumda.
2000’li yıllarda hayata geçirilen iş piyasası reformları bu süreci daha da hızlandırdı. Kiralık işçilik, mini-job ve düşük ücretli esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte “esneklik” kavramı, daha güvencesiz çalışma koşullarıyla birlikte anılmaya başlandı.
Sendikalı çalışan oranındaki düşüş, toplu pazarlık gücünü zayıflatırken iş gücü piyasasında belirgin bir ikili yapı oluştu: bir yanda görece güvenceli ve iyi korunan işler, diğer yanda ise geçici, düşük ücretli ve daha kırılgan istihdam biçimleri.
Sosyal devlet mekanizmalarında da zamanla daha fazla koşula bağlı sistemlerin devreye girmesi, özellikle uzun süreli işsizler açısından erişimi zorlaştıran bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Her ne kadar Almanya’da iş hukuku ve sosyal koruma sistemi hâlâ güçlü kabul edilse de, eleştiriler genel eğilimin kolektif haklardan bireysel sorumluluklara doğru kaydığı yönünde birleşiyor. Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda çalışma hayatındaki dönüşümün ve sendikal hareketin değişen rolünün sorgulandığı bir gün olarak da öne çıkıyor.